Ceza Davasında Söz Sırası ve Duruşma Akışı

Ceza Davasında Söz Sırası ve Duruşma Akışı

Ceza davalarında duruşmaların ne şekilde görüleceği, söz sırası ve duruşma akışı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir. Duruşmanın düzenine ve duruşmada söz sırasına ilişkin düzenlemeler emredici niteliktedir. Hakimin söz konusu kanun hükümlerine aykırı duruşma yönetmesi yargılamanın adilliğini etkileyecektir. Söz sırası ve soru sorma sırası ilk duruşmada ve ara duruşmalarda, katılan ve vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ve sanık müdafi olarak sağlanmalıdır.

Ceza Davasında Duruşma Düzeni

Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. (CMK m. 203) Mahkeme başkanı veya hakim, duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker; delillerin ikame edilmesini sağlar. (CMK m. 192)

Duruşma Akışı ve Duruşmada Söz Sırası

Ceza davasında duruşma kural olarak tek seferde ara verilmeden sonlandırılmalıdır. (CMK m. 190)

Duruşma başlamadan önce, mahkeme başkanı veya hakim, sanığın ve müdafiinin, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmediklerini tespit eder. (CMK m. 191)

Mahkeme başkanı veya hakim duruşmanın başladığını bildirir ve iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.

Sanık Sorgusundan Önce İtiraz ve Talepler

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, yetkiye dair itirazlar veya hakimin reddine dair itirazlar ya da duruşmanın SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile kayıt altına alınarak yapılmasına dair talepler sanık sorgusundan önce yapılmalıdır.

Sanığın Sorgusu

Mahkeme başkanı veya hakim tarafından, sanığın sorgusundan önce sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, iddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır, sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir, sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde sorguya geçilir.

Sanığın sorgusu mahkeme başkanı veya hakim tarafından yapılır.

Mahkeme başkanı veya hakim sanığa öncelikle heyet halindeki mahkemelerde üye hakimlere, varsa mağdur, suçtan zarar gören, malen sorumlu ve vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanık müdafiine sanığa soru sorması için imkan tanımalıdır. Hakimler, savcı ve avukatlar sanığa doğrudan soru sorabilir. Katılan, şikayetçi, mağdur, suçtan zarar gören mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile soru sorabilir.

Sanığın sorgusundan sonra sırasıyla; katılan ve varsa vekiline, Cumhuriyet Savcısına ve sanık müdafine sanığın beyanına karşı bir diyecekleri olup olmadıkları sorulur ve beyanları alınır.

Sanığın sorgusu tamamlandıktan sonra “delillerin ortaya konulması” ve “delillerin tartışılması” aşamasına geçilir.

Şikayetçi, Mağdur, Suçtan Zarar Gören, Malen Sorumlu Beyanı

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre sanığın sorgusundan sonra varsa şikayetçi, mağdur, suçtan zarar gören veya malen sorumlu beyanı alınır, şikayetçi olup olmadıkları ve katılma taleplerinin olup olmadığı sorulur.

Şikayetçi, mağdur, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişilere sırasıyla, üye hakimler, daha önce katılma talepleri kabul edilmiş olunan katılan ve vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ve sanık müdafi soru sorabilir. Bunların beyanlarına karşı aynı sırayla katılan ve vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ve sanık müdafi beyanda bulunabilir.

Şikayetçi, mağdur, suçtan zarar gören ve malen sorumlu olanlar şikayetçi olduklarını ve davaya katılma talepleri olduğunu bildirirse mahkemece ara karar kurularak katılma talepleri hakkında bir karar kurulması gerekir. Katılma talebi reddedilen kişilerin ve vekillerinin duruşmada diğer kişilere soru sorma veya beyanda bulunma hakları bulunmaz.

Tanık Dinlenmesi

Tanık duruşma salonuna alınır ve dinlenmeden önce, gerçeği söylemesinin önemi, gerçeği söylememesi halinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı, doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği, duruşmada mahkeme başkanı veya hâkimin açık izni olmadan mahkeme salonunu terk edemeyeceği mahkeme başkanı veya hakim tarafından anlatılır.

Tanığa yemini ettirilmeden önce tanığın, onbeş yaşını doldurup doldurmadığı, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı, soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştiraken veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olup olmadığı, sanık ile akrabalığının bulunup bulunmadığı veya tanığın bilgi ve görgüsünün mesleğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorulmalıdır. Çünkü tanığın, yeminsiz dinlenmesi veya tanıklıktan çekinme hakkının hatırlatılması gerekebilir. 1 2

Tanığın tanıklıktan çekinebilecek kimselerden olmasına rağmen tanıklık yapmak istemesi halinde yemin edip etmeyeceği hakimin takdirine bırakılmıştır. (CMK m. 51)

Tanığa yemini “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.” şeklinde beyan ile yaptırılır. (CMK m. 55)

Tanığa, ilk önce adı, soyadı, yaşı, işi ve yerleşim yeri, işyerinin veya geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları sorulur.

Tanık, dinlenmeden önce hakkında tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak mahkeme başkanı veya hâkim tarafından, kendisine bilgi verilir; hazır olan sanık, tanığa gösterilir. Gerekirse tanıklığına ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hâkimi aydınlatacak durumlara, özellikle şüpheli, sanık veya mağdur ile ilişkilerine dair sorular yöneltilir. Sanık hazır değilse kimliği açıklanır. Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez.

Dinlenen tanıklara, sırasıyla heyet halinde çalışan mahkemelerde üye hakimler, katılan ve vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık ve sanık müdafi tarafından soru sorulabilir.

Belgelerin Okunması

Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada anlatılır. Bir açıklamayı ve görüşü içeren resmî belge ve diğer yazılar ve fennî muayene ve doktor raporlarının okunur.

Okunan belgelere karşı sırasıyla; bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur. (CMK m. 215)

Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (CMK m.216)

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 216’ıncı maddesi emredici nitelikte olup hakimi bağlar. Ceza yargılamasının ne şekilde yürütüleceği hakimin takdirine bırakılmış bir mesele değildir. Aksi takdirde yargılamanın usulüne ilişkin her hakimin farklı uygulamasından bahsedilecek olup kamu düzenine aykırı ve suçtan zarar gören, katılan veya sanık bakımından yargılamanın sıhhati ve adilliği tartışılır hale gelecektir.

Mahkemece tüm deliller toplanıp kovuşturma tamamlandıktan sonra genelde Cumhuriyet savcısına ve sanık müdafine kovuşturmanın genişletilmesine dair -tevsi tahkikat- talepleri olup olmadığı sorulur. Bu yönde talep yoksa, esas hakkındaki mütalaasını bildirmek üzere Cumhuriyet savcısına söz verilir.

Cumhuriyet Savcısının Esas Hakkında Mütalaası

Cumhuriyet Savcısının esas hakkında mütalaa vermesinden sonra, sanık ve sanık müdafiine esas hakkında mütalaaya karşı diyeceklerini ve savunmalarını yapmak üzere söz verilir.

Cumhuriyet savcısının mütalaasından sonra katılan ve/veya vekiline söz verilmez.

Sanık ve Sanık Müdafi

Sanık ve/veya sanık müdafi savunmalarını hazırlamak üzere süre talep edebilir. Bu durumda duruşmaya ara verilerek süre verilmesi gerekir.

Sanık ve/veya müdafi esas hakkında beyanda bulunduktan sonra son söz için sanığa söz hakkı tanınır.

Sanığa Son Sözünün Sorulması

Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. Sanığın duruşmada hazır bulunmaması halinde sanık yerine sanığın avukatına son söz hakkı verilmesi gerekmez. 3 Ancak duruşmada hazır bulunan sanığa son söz hakkının tanınmadan mahkumiyet tesis edilmesi mutlak bir bozma nedenidir. 4 5

Hüküm

Mahkeme başkanı veya hakim tarafından duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür. Ağır ceza mahkemelerinde müzakere hakkında detaylı bilgi için Ağır Ceza Mahkemesinde Karar Nasıl Verilir? Müzakere ve Oylama yazımızı okuyabilirsiniz.

Duruşmanın Yönetimine İlişkin İtirazda Bulunulabilir mi?

Ceza davasında yukarıda belirtilen hususlardaki duruşma yönetimine ilişkin itiraz söz konusu ise bunun mahkemede usulüne uygun olarak ifade edilmesi ve itiraz edilmesi gerekebilir. Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir. (CMK m. 192/2)

Duruşmada söz sırasına uyulmaması, katılan veya vekili, Cumhuriyet savcısı, sanık veya müdafi tarafından beyanda bulunulurken sözünün kesilmesi, soru sorma hakkı tanınmaması veya soru sorma sırasına uyulmaması gibi durumlarda mahkemeye itirazda bulunarak bu hususta bir ara karar kurulması talep edilebilir. Kanuna göre mahkemenin bu hususta bir ara karar vermesi zorunludur. 6

Ceza Duruşmasında Söz Sırasına Uyulmamasının Yaptırımı Nedir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 215 ve 216 maddesine aykırı olarak duruşmadaki söz sırasına uyulmaması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurmakta ise o halde yalnızca bu nedenle verilen hüküm usule aykırı olarak tesis edildiğinden hüküm bozulmalıdır. 7 8 9

Katılan veya Katılan Vekili Cumhuriyet Savcısının Mütalaasına Karşı Beyanda Bulunabilir mi?

Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasından sonra katılana veya katılan vekiline söz verilmez. Zira mahkemenin resen araştırma yapacağı bir husus kalmamış ve kamu adına mütalaa için söz hakkı Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Bu aşamadan sonra sanık ve müdafi dışındaki taraflara veya vekillerine söz hakkı veya beyanda bulunmak üzere süre verilmesi yargılamayı uzatır ki; ceza kovuşturması sonsuza dek sürebilecek bir süreç değildir. Sanığın yargılanması sanık bakımından da bir hak ve kamu adına bir yükümlülük olmakla birlikte yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması sanık bakımından bir hak ve yargılamayı yapan hakim bakımından da bir yükümlülüktür. Aksi takdirde yalnızca yargılamanın uzun sürmesi dahi temel hak ve özgürlüğü ihlal eder.

Henüz katılan sıfatı almayan müşteki, mağdur veya suçtan zarar gören sanığa soru sorabilir mi?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda duruşmanın sanığın sorgusu ile başlayacağı belirtilmektedir. Ancak bu durumda henüz dinlenmemiş müşteki, mağdur veya suçtan zarar gören ya da malen sorumlu hakkında henüz bir katılma kararı verilmemiş olunmaktadır. Henüz katılan sıfatı almayan ilgililerin sanığa soru sorma hakkı yoktur. Bu defa sanığa soru sorma hakkı tanınmayan kimseler bakımından hak ihlali doğmaktadır. Uygulamada katılan sıfatı olmasa da müşteki, mağdur veya suçtan zarar görene soru hakkı tanınarak bu sorunun bu şekilde giderildiği ya da sanık sorgusundan önce katılma taleplerinin karara bağlanarak çözümlendiği görülmektedir.

Ceza duruşmasında dinlenen kişilere soru sorma sırası nasıldır?

Duruşmada dinlenen kişilere soru sorma sırası da; heyet halinde çalışan mahkemelerde üye hakimler, katılan, katılan vekili, Cumhuriyet Savcısı, sanık ve sanık müdafi şeklindedir.

Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler.

Dipnotlar

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 45, 46 ve 48’inci maddelerinde tanıklıktan çekinme halleri düzenlenmiştir.
    Tanıklıktan çekinme
    Madde 45 – (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
    a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
    b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
    c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
    d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
    e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
    (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
    (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler.
    Meslek ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinme
    Madde 46 – (1) Meslekleri ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler ile çekinme konu ve koşulları şunlardır:
    a) Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler.
    b) Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler.
    c) Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterlerin bu sıfatları dolayısıyla hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler.
    (2) Yukarıdaki fıkranın (a) bendinde belirtilenler dışında kalan kişiler, ilgilinin rızasının varlığı halinde, tanıklıktan çekinemez.
    Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme
    Madde 48 – (1) Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir. ↩︎
  2. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 50’inci maddesinde yeminsiz dinlenecek tanıklar düzenlenmiştir.
    Yemin verilmeyen tanıklar
    Madde 50 – (1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
    a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
    b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
    c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar. ↩︎
  3. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2012/1469 Esas ve 2013/19 Karar sayılı 22/01/2013 tarihli kararı : “5271 sayılı CMK’nun 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur. Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise kanunun açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii nasıl ki temsilcisi denilip sanığın yerine sorgulanamaz veya ifadesi alınamaz ise sanığın yerine son söz hakkını da kullanamaz.” ↩︎
  4. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/488 Esas ve 2019/570 Karar sayılı 01/10/2019 tarihli kararı : “Yerel Mahkemece ilk bozma nedenine eylemli olarak uyulması karşısında; 29.05.2014 tarihli oturumda sanıklar ve müdafilerine bozma ilamının okunduğu, sanıklara CMK’nın 147 ve 191/3-c maddelerinde düzenlenen haklarının hatırlatıldığı, sanıklar ve müdafilerinin bozma ilamına uyulmasını talep ettiklerini ifade etmelerinden sonra, Cumhuriyet savcısından bozmaya ilişkin görüşü sorulup esasa ilişkin mütalaasının alındığı, mahiyeti itibarıyla “delillerin tartışılması” aşamasıyla aynı nitelikteki bu oturumda Cumhuriyet savcısının bozmaya ilişkin görüşünü ve esasa ilişkin mütalaasını sunmasından sonra sanık müdafilerine başka bir hususta savunma hakkı tanınmadan sanıklara son sözlerinin sorularak hükümlerin tesis ve tefhim edildiği dosyada; CMK’nın 216/1. maddesindeki düzenleme gereğince sözün sırasıyla; Cumhuriyet savcısına, sonrasında da sanıklar ve müdafilerine verilmesi gerekirken, Kanun’da öngörülen sıraya uyulmayarak, Cumhuriyet savcısından bozma ilamına karşı diyecekleri sorulup esasa ilişkin mütalaası alındıktan sonra sanıklar müdafilerine esasa ilişkin savunma yapmalarına imkân tanınmadan hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulduktan sonra yargılama bitirilmek suretiyle hükümlerin tesis ve tefhim edilmesi CMK’nın 216/1. maddesine aykırılık oluşturduğu gibi Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve CMK ile de güvence altına alınmış olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, bu usule aykırılık nedeniyle Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir….Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.2014 tarihli ve 97-156 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanık müdafilerinin sadece bozmaya ilişkin diyeceklerinin sorularak Cumhuriyet savcısının bozmaya ilişkin görüşü ile esasa ilişkin mütalaası alındıktan sonra, CMK’nın 216/1. sırasında belirtlien sıraya da uyulmaksızın sanık müdafilerine başka bir hususta savunma hakkı tanınmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,” ↩︎
  5. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2020/15181 Esas ve 2020/7563 Karar sayılı 15/09/2020 tarihli kararı ↩︎
  6. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/19 Esas ve 2021/369 Karar sayılı 07/09/2021 tarihli kararı : “Duruşmanın idaresi sırasında mahkeme başkanının yönetiminin usule aykırı olduğunun sanık tarafından ileri sürülmesi durumunda; CMK’nın 192/2. maddesinde yer alan ”Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın tutumuyla ilgili mahkemece öncelikle bir karar verilmesi gerekirken böyle bir karar bulunmaksızın, heyet başkanının sanığın konuşmasının kesilmesine yönelik itirazlarını da dikkate almayarak sanığın savunmasını iki kez sonlandırması, karar celsesinde ise son sözü sorulan sanığın ”savunma yapmak istiyorum’ şeklindeki beyanı ve talebi hakkında da heyetçe olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden duruşmaya son verilerek hükmün açıklanmasının, kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının yanında, CMK’nın 192/2 ve 289/1-a-h madde ve fıkralarına aykırı ve savunma hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğu görülmüştür. Bu nedenle sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmelidir.” ↩︎
  7. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/300 Esas ve 2022/201 Karar sayılı 24/03/2022 tarihli kararı : “Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana ve/veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü gibi kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan ve/veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafisi ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın ve/veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu, tez (yani iddia) ile antitezin (yani savunmanın) çatışmasıyla, sonuca (yani karara) ulaşılan bir süreç olan muhakeme sonucunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır…Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 233-313 sayılı direnme kararına konu hükmünün, Cumhuriyet savcısının mütaalasından sonra hazır bulunan sanık müdafisine söz hakkı verilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,” ↩︎
  8. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/524 Esas ve 2021/404 Karar sayılı 16/09/2021 tarihli kararı : “…Öte yandan, taraflara bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmasının, mahiyeti itibarıyla “delillerin tartışılması” aşamasındaki söz sırasına ilişkin kurallara tabi olması nedeniyle, bozma kararından sonra sanık müdafisinin katılımıyla gerçekleştirilen ve hükmün de tefhim edildiği oturumda CMK’nın 216/1. maddesindeki düzenleme gereğince sözün son olarak sanık müdafisine verilmesi gerekirken, Kanun’da öngörülen sıraya uyulmayarak, önce sanık müdafisinden, en son olarak da katılan vekilinden bozma ilamına karşı diyecekleri sorulduktan sonra yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK’nın 216/1. maddesine aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle Yerel Mahkeme direnme hükmünün ayrıca bozulmasına karar verilmelidir.” ↩︎
  9. Benzer yönde; Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/690 Esas ve 2018/454 Karar sayılı 18/10/2018 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/383 Esas ve 2018/455 Karar sayılı 18/10/2018 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/870 Esas ve 2018/400 Karar sayılı 04/10/2018 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/661 Esas ve 2017/494 Karar sayılı 21/11/2017 tarihli kararı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2022/23587 Esas ve 2024/705 Karar sayılı 17/01/2024 tarihli kararı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2021/3597 Esas ve 2022/1600 Karar sayılı 31/03/2022 tarihli kararı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4672 Esas ve 2016/2330 Karar sayılı 21/04/2016 tarihli kararı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2016/7026 Esas ve 2017/3341 Karar sayılı 21/03/2017 tarihli kararı ↩︎

Sorunuz mu var? Hemen iletişime geçin.