Ecrimisil Davası

Ecrimisil Davası

Ecrimisil kötü niyetli zilyedin hak sahibine ödemekle yükümlü olduğu kullanım bedelidir. Kötü niyet, intifadan men şartı ve ecrimisil davasına ilişkin Yargıtay içtihatları ve örnekler içeren bu yazıyı hazırladık.

I. Ecrimisil Nedir?

Ecrimisil, kötü niyetli zilyedin hak sahibine ödemekle yükümlü olduğu kullanım bedeli olarak tanımlanır. 1 Kelime anlamıyla ecr ve misil; yani bedel ve emsali kelimelerinin birleşiminden doğmuştur. Emsal bedel anlamına gelir.

Yargıtay’a göre ecrimisil nitelik olarak haksız fiile yakındır. 2 Güncel içtihatlarda da ecrimisil talebinin haksız fiil benzeri bir kaynağı olduğu görüşü devam etmektedir. Buna karşın doktrinde ecrimisil sorumluluğunun vekaletnamesiz iş görme (TBK 530) nitelemesine uygun olduğu görüşleri de mevcuttur.

II. Ecrimisilin Konusu

Her türlü eşya ecrimisil talebine konu olabilecektir. Taşınırlar veya taşınmazlar ya da hayvanlar ecrimisil davasının konusunu oluşturabilecektir. Ancak fikri ve sınai haklar ile cismani varlığı olmayan haklar üzerinde zilyetlik kurulması mümkün olmadığından ecrimisil talebine de konu olmazlar.

Taşınır ve taşınmaz eşya bakımından zilyetlik bunların bütünleyici parçaları ve eklentilerini ve semerelerini de kapsar. Benzer şekilde para, altın, gümüş gibi madeni eşya, kıymetli evrak üzerinde de zilyetlik mümkün olduğundan ecrimisil talebinin konusunu oluşturabilecektir.

Kanuna veya kamu düzenine aykırılık nedeniyle hukuki olarak ekonomilk değer atfetmenin mümkün olmayacağı eşya nedeniyle ecrimisil talep etmek de mümkün olmayacaktır.

İmar Kanunu’na aykırı olarak inşa edilmiş yapılar bakımından bu kural geçerlidir. Örneğin kaçak yapıdaki bağımsız bölümler bakımından imara uygunmuş gibi ecrimisil talebinde bulunmak mümkün değildir. 3 Ancak aksi yönde içtihatlar da mevcuttur. 4

Kamu idarelerinin ecrimisil talepleri ve kamulaştırmasız el atma bakımından ecrimisil konuları ayrı bir yazıda toplandığından bu yazının kapsamına almadık.

III. Ecrimisilin Şartları

1. Haksız Zilyetlik

Zilyetlik eşya üzerinde fiili hakimiyeti ifade eden hukuki durumdur. Haksız zilyetlik ise eşya üzerinde ayni veya şahsi hakka dayanmaksızın kurulan zilyetlik olarak tanımlanır.

Haksız zilyetlik, uygulamada ve içtihatlarda; haksız işgal, gasp, tecavüz şeklinde de kullanılmaktadır. Ancak biz haksız zilyet kavramını tercih etmekteyiz.

Haksız zilyetliğin oluşabilmesi için, zilyedin şahsi veya ayni bir hakka dayanmaksızın kullanım zorunludur. Zilyedin mülkiyete, intifa hakkına, kira ilişkisine, ödünç sözleşmesine veya başkaca bir hakka dayalı kullanımı haksızlığı ortadan kaldırır. Hak sahibinin rızası ile kullanım halinde haksız zilyetlikten söz edilemez.

Haksız zilyetliğin kabulü için kusur veya kötü niyet aranmaz.

Haksız zilyetlik bir sözleşme ilişkisinin sona ermesi nedeniyle doğabilecektir. Örneğin genel kira sözleşmesinin süresinin bitmesi nedeniyle haksız zilyetlik gündeme gelebilecektir. 5 6 Yargıtay bir kararında apartman görevlisinin iş akdinin feshedilmesine karşın kapıcı konutunu kullanmaya devam etmesini haksız zilyetlik olarak tanımlamıştır. 7

Haksız zilyetlik sözleşmeye dayalı kullanım hakkının sınırlarının aşılmasından da kaynaklanabilir. 8 9

Zilyetliğin devrini doğuran hukuki işlemin geçersiz olması da, zilyedi haksız kılar. Örneğin muvazaalı taşınmaz devrinde durum böyledir. 10 Ölünceye dek bakma sözleşmesi nedeniyle tapu devrinde veya akıl zayıflığı olan satıcının satışında da benzer durum geçerlidir.

Mülkiyeti tescil ile geçen taşınmazlarda eski malikin zilyetliği devretmemesi de haksız zilyetliktir.

2. Kötüniyet

Kötüniyet ecrimisil talebine konu edilen eşyanın zilyetliğinin haksız olduğunu bilmesi ya da bilebilecek durumda olmasıdır. 11 Zilyedin kötüniyeti her somut duruma göre ayrıca araştırılmalıdır.

Tapuya kayıtlı taşınmazların sicile kayıtlı olması nedeniyle zilyedin bu araştırmayı yapabileceği kabul edilmektedir. 12 Zira tapu sicili alenidir.

Muvazaalı devirlerde ve hukuki işlem yapma bakımından ehliyetsizlerin yaptığı devirlerde de zilyedin durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması ayrıca araştırılmalıdır.

İyiniyetli zilyedin ecrimisilden sorumlu tutulması mümkün değildir. 13 14

Zilyedin başta iyiniyetli olmasına karşın sonrasında kötü niyetli olması söz konusu olabilecektir. Bu durumda zilyedin hak sahipliğini öğrendiği an önem kazanır. Sonradan öğrenme durumu zilyedi baştan itibaren kötüniyetli kılmaz. Bu durumun tam tersi de mümkündür. Başta kötüniyetli zilyedin daha sonradan iyiniyetli hale gelmesi mümkündür.

Duruma göre araştırma yapabilecekken bunu yapmayan haksız zilyetin iyiniyet iddiası dinlenmez.

İyiniyetli zilyede karşı gerekçelendirilmiş ve delillendirilmiş bildirim, istihkak, elatmanın önlenmesi, ecrimisil gibi dava açılması iyiniyeti tartışmalı hale getirecektir. Ancak Yargıtay’a göre söz konusu davanın kesinleşmesine kadar geçecek sürede iyiniyet korunur. 15 16 17 Kötüniyetli zilyedin açtığı davalarda da aynı durum geçerlidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında kötüniyetin davanın reddedine ilişkin kararın kesinleşmesi ile oluşacağına hükmetmiştir. 18

3. Zarar Şartı

Ecrimisil talep edebilmenin şartlarından biri de zarar olarak kabul edilmiştir. Ancak bu zarar çoğu zaman haksız kullanım ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Yargıtay çoğu kararında hak sahibinin uğramış olduğu zararın mevcudiyeti kabul edilmektedir. 19 Bu zarar en az kira geliri, en çoğu tam gelir yoksunluğudur.

Yargıtay’a göre haksız zilyedin kullanımı zararın oluşması için yeterli olup gelir elde edilmiş olması da önemli değildir. 20 Ayrıca ecrimisil talebine konu edilen eşyanıın ekonomik değerinin olup olmaması da önem arz etmemektedir. 21

3. Birlikte Mülkiyette İntifadan Men Şartı

a. İntifadan Men Koşulu Nedir?

İntifadan men şartı, hak sahibinin, birlikte mülkiyet halindeki eşyanın diğer paydaşlar tarafından kullanımasını yasaklayan irade bildirimidir. Bu bildirim sözlü, yazılı yapılabileceği gibi kullanıma rıza göstermemek şeklinde eylem veya hukuki yola başvuru yapmak şeklinde olabilecektir.

Şunu önemle vurgulamak gerekir ki; intifadan men şartı birlikte mülkiyette diğer paydaşlara karşı ileri sürülen ecrimisil talepleri için geçerlidir. Birlikte mülkiyete konu eşyanın paydaşlardan başka üçüncü kişi tarafından kullanılması kendiliğinden haksız zilyetliktir. Bu durumda intifadan men koşulu bulunmaksızın ecrimisil talep edilebilmektedir.

Paylı veya elbirliği mülkiyetinde diğer paydaşlardan ecrimisil talep edebilmek için intifadan men şartının gerçekleştirilmesi ön şarttır. İntifadan men koşulu Yargıtay uygulaması ile ortaya çıkmış ve güncel olarak da uygulanmaya devam etmektedir. 22 İntifadan men şartı birlikte mülkiyete tabi ecrimisil davalarında dava koşulu olup mahkemece resen araştırılmalıdır. 23 Ancak bazı durumlarda intifadan men şartı aranmasının istisnası mevcuttur. İntifadan men şartının arandığı durumlarda intifadan men koşulunun gerçekleştiği genel ispat koşullarıyla ortaya konulacaktır. Yemin dahil her türlü delil ile ispat mümkündür.

İhtarname gönderilmesi, sms, e-posta bildirimi, taşınmazdan kovmak, kapı kilidi değiştirmek, çit örmek intifadan men şartına örnek verilebilir. Ayrıca istihkak davası, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi gibi haksahipliğine ilişkin davalar açmak da intifadan men şartını ortaya koyar.

Birlikte mülkiyet paylı mülkiyet, elbirliği ile mülkiyet veya Kat Mülkiyeti Kanunu’nuna tabi taşınmazlarda ortak yerler olabilecektir. Tüm bu birlikte mülkiyet hallerinde kural olarak ecrimisil talep edebilmenin ön koşulu intifadan men şartının gerçekleşmesidir. Bu türlü taşınmazlarda ecrimisil talep edilebilecek an da intifadan men koşulunun karşı tarafa ulaşması ile başlayacaktır.

b. İntifadan Men Şartının İstisnaları

Yargıtay’a göre bazı durumlarda birlikte mülkiyet söz konusu olsa da intifadan men şartı aranmaz. Şimdi tek tek bu istisnaları Yargıtay içtihatları ile birlikte inceleyelim.

Doğal Ürün Getiren Yerler

Doğal ürün veren yerler fındık, fıstık, çay, üzüm, zeytin gibi ürün veren, sebze bahçeleri gibi ekilip biçilen bağ, tarla ve bahçeler olarak kabul edilmektedir. Birlikte mülkiyete konu eşyanın bu türlü olması halinde intifadan men şartı aranmaz. Ancak bu istisnanın bir istisnası daha vardır: Bu türlü taşınmazlardaki ürün veren bitki veya ağacın haksız zilyet durumundaki paydaş tarafından dikilmemesi gerekir.

Hukuki Ürün Getiren Yerler

Hukuki ürün ecrimisil talebine konu edilen eşyanın kira getirmesi gibi hallerdir. Örneğin paydaşlardan biri daire, dükkan, arsa gibi bir taşınmazı haksız zilyet olarak kiraya vermiş ve gelir elde etmekte ise o halde ecrimisil talep edebilmek için intifadan men şartı aranmaz. 24 25 26

Gelir Getiren İşletmeler

Muris tarafından kurulan sarraf, eczane, imalathane, fabrika, otel, fırın gibi hasılat getiren ticari amaçlı ortak yerler için intifadan men koşulu aranmaz. 27

Vakıflar, Belediye ve Hazine Gibi Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Birlikte Paydaşlığı

Vakıflar, belediye ve hazine gibi kamu kurum ve kuruluşlarının davalısı ile birlikte paydaş oldukları taşınmazlar bakımından ecrimisil taleplerinde bu kurumlar bakımından intifadan men şartı aranmayacağı içtihaden kabul edilmektedir. 28

Paydaşlardan Birinin Tüm Eşya Üzerinde Hak İddia Etmesi

Bazı durumlarda paydaşlardan biri tüm mal üzerinde hak iddia edebilir. Bu hak iddiasının varlığı halinde diğer paydaşların intifadan men şartını yerine getirmesi gerekmez. Çünkü zaten haksız zilyet diğer paydaşların hakkını kabul etmemektedir. 29

Paydaşlar Arasında Kullanıma İlişkin Anlaşmanın Varlığı

Fiili taksim ecrimisil talebini engeller. 30 Ancak paydaşlar arasında paylı mülkiyete konu eşyanın kullanımına dair taraflarca anlaşma varsa ya da mahkemece kullanım tarzı beirlenmişse bu anlaşma ya da belirlemeye aykırı davranılması halinde intifadan men şartı aranmaz. 31 Burada önemli olan fiili anlaşmaya veya mahkeme kararına aykırı şekilde haksız zilyetliktir.

Hakka Dayalı Dava Açılması veya İcra Takibi Yapılması

Paydaşların istihkak, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi gibi davalar açması halinde intifadan men şartının yerine getirildiğini gösterir. Benzer şekilde haksız kullanıma dayalı olarak diğer paydaşa karşı icra takibi başlatmak da intifadan men anlamı taşır. 32

Muris Muvazaası Davası

Muris muvazaasının olduğu durumlarda, muris ile devralan arasındaki ilişki baştan itibaren geçersizdir. Bu nedenle devralan kötü niyetli kabul edilecektir. Diğer mirasçılar bakımından ölüm tarihinden itibaren intifadan men şartı aranmaksızın ecrimisil talep edilebileceği kabul edilmiştir. 33

IV. Kötüniyetli Zilyedin Sorumluluğu

İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. 34

Kötü niyetli zilyedin sorumululuğu

  • Zararın tazmini,
  • Elde edilen ürünlerin iadesi veya tazmini,
  • Elde edilmesi ihmal edilen ürünlerin tazminidir.

Kötü niyetli zilyedin sorumluluğuna dair düzenleme kanundan doğan sözleşme dışı sorumluluktur. Türk Medeni Kanunu’nun 995’inci maddesinde düzenlenmiştir. Ancak kanunda açıkça ecri misil terimine yer verilmemiştir.

V. Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil İlişkisi

Ecrimisil davası için elatmanın önlenmesi bir ön koşul değildir. Bununla birlikte ecrimisil ve elatmanın önlenmesi davası birlikte ya da ayrı ayrı da açılabilmektedir.

Elatmanın önlenmesi ve ecrimsil davaları bakımından şu ayrım önemlidir. Elatmanın önlenmesi mülkiyet hakkına dayalı olarak açılmışsa o halde kararın icrası için kesinleşmesi gerekecektir. Öte yandan ecrimisil hükmü için bu şart aranmamaktaysa da ilamın tek olması uygulamada sorun teşkil eder. Buna rağmen keşif ve bilirkişi masraflarının ve tanık dinlenmesinin tek defa yapılması açısından davaların birlikte açılması mantıklıdır. Taşınmazın aynına ilişkin elatmanın önlenmesi söz konusuysa hüküm öncesinde ecrimisil davasının tefriki talep edilebilir.

VI. Ecrimisilin Hesaplanması, Faizi ve Zamanaşımı

Ecrimisilin hesaplanması faizi ve zamanaşımı tespit edebilmek için öncelikle ecrimisil borcunun doğum anını doğru tespit etmek gerekir.

1. Ecrimisil Borcu Ne Zaman Başlar?

Ecrimisil borcu, kötüniyetli zilyedin eşyayı kullanmasıyla yani menfaat elde etmekle başlar. Sürekli olarak eşyayı alıkoyduğu zaman boyunca ecrimisil borcu dönem dönem doğmaya devam eder.

2. Ecrimisil Hesaplama

Ecrimisil hesaplamasında kural: en az kira bedeli 35 olarak hesaplamadır. İlke kural en azı kira geliri en çok ise tam gelir yoksunluğudur.

Kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. 36

Ecrimisil bedeli davaya konu eşyanın değerini geçemez.

Arsa ve binalarda ecrimisil bedeli kira esasına göre hesaplanmalıdır. Emsal kira sözleşmeleri getirilmeli ve keşif ve bilirkişi incelemesi ile en az kira bedeli hesaplanmalıdır.

Tarım arazilerinde ecrimisil bedeli ürün esasına göre hesaplanmalıdır. Bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüklerinden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.

Ecrimisil hesabında, eşyanın ilk andaki durumu dikkate alınmalıdır. Kötüniyetli zilyetin iyileştirmesi, inşası gibi hususlar dikkate alınmamalıdır. 37 Kötüniyetli zilyet tarafından yapılan kısımlar ecrimisil hesabına dahil edilmez. 38 İlk belirlemeden sonraki dönemler için Üretici Fiyat Endeksi oranında artış yapılarak hesaplama yapılmalıdır.

Ecrimisil talebinden önce başkaca açılmış davalar varsa orada yapılan hesaplama da yeni davada kullanılabilecektir. 39 Yargıtay başka bir kararında ise ilk hesaplama yapılan dosyanın üzerinden 5 yıl geçmişse yeniden hesaplama yapılması gerektiği yönünde karar vermiştir. 40

3. Ecrimisil Hesabında Faiz

Ecrimisil borcu nedeniyle faiz ödenmesi talep edilmesine bağlıdır. Mahkeme talepten fazlasına hükmetmez. İşletilecek faiz türü ise 3095 sayılı Kanun uyarınca adi kanuni faiz olacaktır.

Yargıtay uygulamasına göre ecrimisil borcu aylık değil her dönem yılı sonunda doğar ve faiz de bu tarihten itibaren hesaplanmalıdır. 41 Dönem sonu yerine yıl sonu olarak hesaplamalara dair kararlar da mevcuttur. 42 Kötüniyetli zilyedin ecrimisil borcundan dolayı faiz talep edilebilmesi için ihtarnameye veya süre vermeye lüzum yoktur. Faiz talep etmek için ayrıca temerrüde düşürmek gerekmez.

4. Ecrimisil Borcunda İndirim ve Takas – Mahsup

Ecrimisilin dayanağı haksız alıkonulan eşyanın kullanılmasıyla elde edilen haksız menfaattir. Bu nedenle ecrimisil bedelinden hakkaniyet indirimi yapılması mümkün değildir. Ancak bazı Yargıtay kararlarında birlikte mülkiyet halinde paydaşın haksız zilyetliğinden dolayı indirim yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir. Bu durumda haksız zilyedin takas – mahsup talebini itiraz olarak ileri sürmesi gerekecektir. Bu zorunlu masraflar iyileştirme, bakım, onarım veya vergi ödeme gibi kalemler olabilecektir.

5. Ecrimisil Zamanaşımı Süresi

Ecrimisil alacağı için zamanaşımı süresi 5 yıldır. 43 Zamanaşımı hesabı dava tarihinden geriye doğru işleyecek şekilde hesaplanacaktır. Belirsiz alacak davasında davanın açılması zamanaşımı süresini keser. Ancak kısmi davada zamanaşımı süresi kısmen talep edilen kısım için bağlayıcıdır.

VII. Ecrimisil Davası

1. Davanın Tarafları

Davacı

Ecirimisil davasında davacı, kötüniyetli zilyetin ayni veya şahsi hakkını ihlal ettiği kimsedir. Davacının malik olması zorunlu değildir. Şahsi hakka dayalı olarak da talepte bulunulabilecektir. Örneğin kiralanan eşyası elinden alınan kimse için de ecrimisil söz konusudur.

Paylı mülkiyete konu taşınmazda ecrimisil her bir paydaş tarafından kendi hissesine karşılık gelecek şekilde talep edilebilir. Elbirliğiyle mülkiyette tüm ortakların birlikte dava açması zorunludur.

Davalı

Ecrimisil davasında davalı, eşyayı kötüniyetli alıkoyan zilyet veya zilyetlerdir.

Davaya konu eşyanın birden fazla kişi tarafından birlikte zilyetlik ile alıkonulmuş olması söz konusu olabilecektir. Bu durumda her bir zilyet bakımından iyiniyet – kötüniyet ayrı ayrı değerlendirilecektir.

2. Görev ve Yetki

Ecrimisil davalarında kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Yargıtay bazı kararlarında Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan ecrimisil davalarında sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğuna dair de kararlar vermiştir.

Ecrimisile konu eşyanın tüketici işleminden veya tacirler arasındaki bir hukuki ilişkiden kaynaklanması halinde de Tüketici Mahkemesi veya Asliye Ticaret Mahkemesi görevli kabul edilebilecektir.

Ecrimisil davasında yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak davanın taşınmazın aynından kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinin birlikte açıldığı hallerde taşınmaza ilişkin kesin yetki kuralı geçerlidir. Taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkemenin yetkisi kesindir.

3. İspata Konu Hususlar

Ecrimisil davasında davacı ayni veya şahsi hakka dayalı aktif husumetini ve ecrimisil şartlarının oluştuğunu ispatlamalıdır. Ecrimisil şartları içinde davalı ve/veya davalıların zilyet olduğu, kötüniyetli olduğu, birlikte mülkiyette intifadan men şartı mevcuttur. Bu hususlar davacı tarafından ispatlanmalıdır.

Ecrimisil davasının konusunu taşınmaz oluşturmaktaysa muhakkak keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bu ispat külfeti davacıya düştüğünden davacının dava dilekçesinde keşif ve bilirkişi deliline dayanması zaruridir.

El atmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında davanın niteliği gereği tanıkların taşınmaz başında dinlenmesi gerekmektedir. 44

Eşyanın kullanım bedelinin objektif piyasa bedeline göre hesaplanması lazım gelir. Bunun için keşif ve bilirkişi incelemesi ve emsal rayiç ve kira sözleşmelerinin araştırılması yeterlidir. Ürün veren yerler için de tarım il ve ilçe müdürlüklerinden kayıtların istenmesi gerekir.

4. Savunmalar

Davalı iyiniyetli olduğu, birlikte mülkiyette intifadan men şartının gerçekleşmediği eşyayı kullanmadığı veya zorunlu giderler yaptığı yönünde savunmalar yapabilir. Buna karşın eşya üzerinde ayni veya şahsi hak iddiasında da bulunulabilecektir. Bu türlü savunmaların tümüyle cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesi ile ileri sürülmesi lazımdır.

Öte yandan davacının talep ettiği ecrimisil dönemi için zamanaşımı süresinin dolması da mümkündür. Böyle bir durumda zamanaşımı itirazının da ileri sürülmesi gerekecektir. Zamanaşımı defi niteliğinde olduğundan hakim tarafından kendiliğinden nazara alınmaz.

5. Hüküm – Karar

Mahkemece yargılama neticesinde davanın reddine veya kabulüne ya da karar verilmesine yer olmadığına karar verilebilecektir. İlk derece mahkemesinin ecrimisile ilişkin hükmünün icrası bakımından kesinleşmesine gerek yoktur. Bu nedenle derhal icra etmek mümkündür. Bu durumda davalının istinaf kanun yoluna başvururken tehiri icra yapması gerekir.

İlk derece mahkemesi davanın açıldığı tarihteki istinaf sınırına bakılarak kesin veya istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilecektir. Ayrıca davada haklı çıkan tarafın haklılık oranına göre yargılama giderlerinden ve vekil ile temsil söz konusuysa vekalet ücretinden sorumlu tutulmasına karar verilir.

Dipnotlar

  1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/301 Esas ve 2023/1139 Karar sayılı 22/11/2023 tarihli kararı : “…Mecelle’den aktarılmak suretiyle günümüz hukukunda da kullanılan ecrimisil kavramı, güncelliğini yitirmeyen bir kavramdır. Eski hukukta “emsal mal kıymeti karşılığı” olarak kullanılan ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimidir. Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tür tazminattır. Türk Hukuk Lûgatında da ecrimisil, bir malın kullanılmasından … yararın parasal yönden değerlendirilmesi olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 327)…” ↩︎
  2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı 1945/22 Esas ve 1950/4 Karar sayılı 08/03/1950 tarihli ↩︎
  3. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/5540 Esas ve 2022/7696 Karar sayılı 13/12/2022 tarihli kararı : “…Diğer taraftan; Türk Medeni Kanunu’nun 684. maddesinde, taşınmaz üzerinde bulunan yapının arzın mütemmim cüzü olacağı ve arzın mülkiyetine tabi olacağı düzenlenmiştir. Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binada kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığına göre taşınmaz üzerinde bulunan yapı arzın tamamlayıcı parçası olup arzın mülkiyetine tabi olduğundan hüküm altına alınacak ecrimisilin binanın zeminde kapladığı alan dikkate alınarak hesaplanması gerekirken, her bir daire için ayrı ayrı ecrimisil hesabı yapılması isabetsiz olmuştur…” ↩︎
  4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2006/11 Esas ve 2006/66 Karar sayılı kararı : “…Zemine ilişkin hak sahibi olan davacının anılan taşınmazda bu yerin altı ve üstü bakımından mülkiyet hakkına sahip olacağı Türk Medeni Kanununun 718. maddesi hükmü gereğidir. Öyle ise, davalıların davacıya ait bağımsız bölümün üstündeki yerleri işgalinin haklı bir nedene dayandığı söylenemez. Diğer taraftan davalıların işgali altındaki yerlerin kaçak ve imara aykırı olması da davacının bu yer bakımından yukarıda açıklanan ve mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanmasına engel teşkil etmez. Hal böyle olunca, mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle elatmanın önlenilmesi davasının kabulüne ve belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yanlış gerekçe ile yazılı şekilde davanın reddi doğru değildir. ↩︎
  5. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2006/13072 Esas ve 2007/101 Karar sayılı 16/01/2007 tarihli kararı “…Davacı, kira döneminin bittiğini bildirerek, bitiş tarihinden sonraki dönem için kira bedeli tespitini istediğini bildirmiştir. Sürenin bittiği belirtilerek eldeki dava açıldığına, sözleşme içeriğinden bu sürenin 30.4.2002 tarihinde tahliye davası açılacağının da bildirildiğine ve yargılama aşamasında açılan tahliye davası sonucu davalının taşınmazdan tahliyesi de sağlandığına, davacının davalının kiracılık sıfatını tanımadığı, kira süresinin de bittiği, olayların açıklanan bu şekli ile davalı taşınmazda haksız işgalci konumunda olduğuna göre, mahkemece davanın haksız işgal bedelinin tespiti olarak nitelendirilerek sonuca gidilmesi gerekirdi..” ↩︎
  6. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2014/11532 Esas ve 2014/12790 Karar sayılı 20/11/2014 Tarihli kararı : “…Somut olayda; kiralananın 2886 Sayılı Yasa hükümlerine göre kiraya verildiği ve kira sözleşmesinin 02.12.2005 başlangıç tarihli 3 yıl süreli olduğu, sözleşmenin 02.12.2008 tarihinde sona erdiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu nitelikteki taşınmazlara ilişkin kira sözleşmeleri kira süresinin bitimi ile yasal olarak sona erer. Sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle taraflar arasındaki kira ilişkisi sona erdiğinden davalı haksız işgalci durumundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.12.2010 gün ve 2010 / 13-671-696 sayılı kararı da bu doğrultudadır…” ↩︎
  7. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/5408 Esas ve 2016/6817 Karar sayılı 02/06/2016 tarihli kararı : “…kayden davacılara ait çekişme konusu taşınmazı iş akdinin feshi ve kendisine feshin tebliğinden sonra davalının kullanımının haksız bulunduğu tespit edilmek suretiyle, yöntemince belirlenen ecrimisilin yazılı şekilde hüküm altına alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre..” ↩︎
  8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/4494 Esas ve 2020/623 Karar sayılı 23/01/2020 tarihli kararı : “…Hal böyle olunca, taraf delillerini eksiksiz toplanması, tanıkların keşif mahallinde dinlenilerek davalı şirketin taşınmazda tam olarak ne kadarlık bir alandan faydalandığının tespit edilmesi, davalı savunması üzerinde durularak dava dışı şirketlerin taşınmazın hangi kısımlarını işgal ettiğinin ve kullanılan alanların çakışıp çakışmadığının saptanması, şirketlerin hangi zaman aralığında taşınmazda faaliyet gösterdikleri de gözönünde bulundurularak davalı şirketin kira sözleşmesinde yazılı olandan daha fazla bir alanı kullandığının belirlenmesi halinde ecrimisile karar verilmesi, aksi takdirde sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, dava dışı şirketlerce ödenmesi lazım gelen kira bedellerinin tespit edilen ecrimisilden düşülmesi suretiyle ecrimisile karar verilmesi doğru değildir..” ↩︎
  9. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/185 Esas ve 2017/3697 Karar sayılı 21/06/2017 tarihli kararı : “…Öte yandan, kira sözleşmesi kapsamında kalmayan ve el atıldığı iddia edilen kısmın yeniden yapılacak keşifle tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, bu kısmın ecrimisil hesabının ise uzman bilirkişi tarafından hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir..” ↩︎
  10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2008/5767 Esas ve 2008/9492 Karar sayılı 27/05/2008 Tarihli kararı : “…Muvazaa iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davaları sonucu verilen kararın izhari nitelikte olması sebebiyle taşınmazı elinde bulunduran davalıların baştan itibaren kötü niyetli oldukları kabul edilmektedir. Hal böyle olunca, mahkemece; davacıların, satış işlem tarihinden itibaren kötü niyetli oldukları kabul edilmeli, bilirkişi heyetinden alınacak rapor doğrultusunda ecrimisil hükmedilmelidir..” ↩︎
  11. Türk Medeni Kanunu 995’inci maddesinin madde gerekçesi : “Yürürlükteki metnin son cümlesinde “yedinde bulunan şeyin geri iadesi lazım geldiğini bilmediği müddetçe ancak kendi kusuru ile vuku bulan zararlardan mesul olur” biçiminde bir ifadeye yer verilmiştir. Oysa zilyetin iyiniyetli olmaması demek, geri verme ile yükümlü olduğunu bilmesi veya bilmesi gerekmesi demek olduğundan, metindeki bu ifade uygun değildir. Kaynak Kanun göz önüne alınarak “iyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece” biçiminde düzeltilmiştir.” ↩︎
  12. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/6083 Esas ve 2018/14712 Karar sayılı 02/07/2018 tarihli kararı : “…Somut olaya gelince, Mahkemece taşınmazlar arasında fiili yol bulunduğu ve davalı tarafça uzun süredir mevcut yol durumuna göre kullanıldığı, taşınmazların tam metrekarelerinin belirlenerek net bir şekilde ayrım yapılmadığı, zaman içerisinde tarım araçları kullanılırken ihlal edilebileceği, davalının kötüniyetli olmayıp haksız işgalci olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle ecrimisil talebinin reddine karar verilmiş olsa da çaplı taşınmazlara yönelik el atmalarda iyiniyet iddiası kural olarak dinlenemez, dolayısıyla haklı nedene dayanmayan kullanım sebebiyle ecrimisile hükmedilmesi gerekir…” ↩︎
  13. Türk Medeni Kanunu 993’üncü maddesi “İyiniyetli zilyet bakımından” a. Yararlanma : ” (1) İyiniyetle zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir. (2) İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.” ↩︎
  14. 1950 sayılı İBK ↩︎
  15. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2011/11359 Esas ve 2011/18063 Karar sayılı 17/11/2011 tarihli kararı : “…Davalının kesinleşen fesih kararından sonra kötüniyetli olduğunun kabulü ile 26/04/2007 kesinleşme tarihinden itibaren ecrimisil hesabı yapılması gerekir. Mahkemece dava tarihinden itibaren geriye doğru (27/07/2009 – 27/07/2004) arası 5 yıllık ecrimisilin tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” ↩︎
  16. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2010/3972 Esas ve 2011/5312 Karar sayılı 22/09/2011 tarihli kararı : “…Yüklenici M. N. A. ile arsa sahipleri davacılar arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshine ilişkin mahkeme kararı, 26.04.2007 tarihinde kesinleşmiş olduğuna göre, yüklenicinin, belirtilen tarih itibariyle sözleşme konusu taşınmazı, arsa sahiplerine teslimi gerekir. Yüklenici, sözleşmenin geriye etkili sonuç doğurur şekilde feshinin kesinleştiği tarihe kadar, taşınmazı sözleşme gereğince zilyetliğinde bulundurma hakkına sahip olduğundan, o tarihe kadarki sürede yüklenici de, yüklenicinin yararlandırdığı kimseler de Türk Medeni Kanununun 994. maddesi hükmü uyarınca <iyiniyetli zilyet> sayılacaklarından; aynı Kanunun 995. maddesi gereğince haksız işgal tazminatı kapsamında ecrimisil istenemez. Davada ise 2002 ilâ 2005 yıllarına ilişkin ecrimisil dava edildiğine göre, yukarıda açıklanan hukuksal sebeplerle ecrimisil davasının tümden reddi gerekir. Bu sebeple, kararın bozulması gerekmiştir…” ↩︎
  17. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/20523 Esas ve 2014/829 Karar sayılı 22/01/2014 tarihli kararı : “…Yüklenici şirketle arsa sahipleri arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak yükleniciyle davalının yapmış oldukları harici satışın sonucunda, davalıya anılan dairenin teslim edildiği, davalının çekişmeli daireyi kullanmaya başladığı tarihte iyiniyetli olduğu, ne var ki, bu iyiniyetli kullanımın, yukarda sözü edilen ve davacılar tarafından açılan dava sonucu verilen inşaat sözleşmesinin feshine dair kararın 16.5.2008 tarihinde kesinleşmesi ile son bulduğu açıktır. Hal böyle olunca; inşaat sözleşmesinin feshine dair olarak verilen kararın kesinleştiği 16.5.2008 tarihinden eldeki davanın açıldığı tarihe kadar olan süre bakımından hesaplanacak ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…” ↩︎
  18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/834 Esas ve 2012/127 Karar sayılı 07/03/2012 tarihli kararı : “…Davalılar, daireyi teslim alıp, kullanmaya başladıklarında iyiniyetlidir. Zira, satış protokolü yüklenici ile arsa sahipleri arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayanılarak yapılmış ve bunun sonucu olarak daire davalılara teslim edilmiştir. Bu iyiniyetli kullanımın, kötüniyete dönüşmesi ise açtıkları tapu iptali ve tescil davasının reddi ile gerçekleşmiştir. Redde ilişkin karar 26.04.2010 tarihinde kesinleştiğine göre, 20.07.2007 tarihinde açılan davada; davalıların taşınmazı kullanımı kötüniyete dayanmadığından, davacı kooperatifin ecrimisil talebinin reddi gerekir. Mahkemece, dava açıldığı tarihte, davalıların kötüniyetli zilyet durumunda bulunmadıkları gözetilmeden, kesinleşmemiş karara dayanılarak, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” ↩︎
  19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/146 Esas ve 2010/184 Karar sayılı 31/03/2010 tarihli kararı : “…Dava konusu taşınmazın üzerinde gelir getirici herhangi bir yapı olmamakla birlikte, çevresinde villaların bulunduğu ve davalının bu yeri yol olarak kullanmak suretiyle ekonomik bakımdan fayda sağladığı açıktır. Taşınmaz davalı tarafından kira ödenmeden kullanıldığına ve ekonomik yarar sağlandığına göre ecrimisilin belirlenmesinde davacının sağlayabileceği değil, davalının sağladığı yararın esas alınması gerekir…” ↩︎
  20. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/15491 Esas ve 2014/86 Karar sayılı 13/01/2014 tarihli kararı ↩︎
  21. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2004/1153 Esas ve 2004/1030 Karar sayılı 17/02/2004 tarihli kararı : “…Somut olaydada davacı idareye ait 56 parselin 1 m2 lik kısmı davalının işyeri olan 55 parsel içerisinde kaldığına ve davalı tarafça fiilen kullanılarak fayda temin edildiğine göre ecrimisil getirici yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Aksi takdirde davalının haksız zenginleşmesine yol açılmış olur ki kanun haksız iktisabı korumaz…” ↩︎
  22. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/5291 Esas ve 2025/5608 Karar sayılı 24/12/2025 tarihli kararı : “…Bu nedenle paydaşlardan birinin, diğer paydaşın kullanma hakkını engellemesi ya da ihlâl etmesi durumunda paylı taşınmazdan yararlanamayan paydaşın giderim hakkı doğar. Engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına yönelik el atmanın önlenmesini isteyebileceği gibi ecrimisil de isteyebilir…” ↩︎
  23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1257 Esas ve 2020/661 Karar sayılı 23/09/2020 tarihli kararı : “…Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir…” ↩︎
  24. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/2517 Esas ve 2022/4901 Karar sayılı 06/09/2022 tarihli kararı : “…Bu durumda mahkemece; dava konusu dairenin davalı … tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığı anlaşılmakla, davacının talebi doğrultusunda ecrimisil miktarı tespit edilmesi ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile ve dosya kapsamı ile çelişecek şekilde, davalı … yönünden davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” ↩︎
  25. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2012/6356 Esas ve 2012/11530 Karar sayılı 26/04/2012 tarihli kararı : “… Somut olayda; dava konusu dairenin davalı tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığı anlaşılmakla, intifadan men koşulu aranmayarak” ↩︎
  26. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/4980 Esas ve 2017/3911 Karar sayılı 06/07/2017 tarihli kararı : “…Ecrimisile konu dairede taraflar paydaş olup, paydaşlar, kural olarak intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de; ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşların davaya konu taşınmazlardan ya da gelirinden yararlanma isteklerinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın bir takım istisnaları vardır. Mesela, tabii (meyve veren ağaçlar) ya da hukuki (kiraya verilerek kira geliri elde edilmesi) semere getiren taşınmazlar için bu şartın gerçekleşmiş olması lüzumu olmadığı gibi, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasına göre, taşınmazı kullanan malikin diğer maliklerin hakkını inkâr etmiş olması halinde de intifadan men şartı aranmaz. Somut olayda; dava konusu dairenin davalı tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığı anlaşılmakla, intifadan men koşulu aranmayarak, davacının ecrimisil isteyebileceği süre ve hakettiği ecrimisil miktarı gibi hususların usulünce tespit edilmesi ve sonuçlarına uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..” ↩︎
  27. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2005/11637 Esas ve 2005/12533 Karar sayılı 24/11/2005 tarihli kararı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2008/1871 Esas ve 2008/3679 Karar sayılı 06/03/2008 tarihli kararı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2005/6508 Esas ve 2005/7267 Karar sayılı 30/06/2005 tarihli kararı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2012/10896 Esas ve 2012/15933 Karar sayılı 25/06/2012 tarihli kararı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2010/4021 Esas sayılı 2010/6232 Karar sayılı 12/04/2010 tarihli kararı. ↩︎
  28. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/7403 Esas ve 2020/8372 Karar sayılı 17/12/2020 tarihli kararı ↩︎
  29. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/3914 Esas ve 2025/4190 Karar sayılı 09/10/2025 tarihli kararı : “…Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması hâlleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır…” ↩︎
  30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1256 Esas ve 2020/706 Karar sayılı 30/09/2020 tarihli kararı : “…Belirtmek gerekir ki, davalı tarafın davacılara ait payı fiilen kullandığını kabul etmesi dışında dava konusu taşınmazın büyüklüğü, maliklerin eşit paylara sahip olması ve taşınmazda bahçe yapılan bölüm ile tarla olarak bırakılan bölümün birbirlerine oranı da açık bir şekilde paydaşlar arasında paylarıyla orantılı olacak şekilde fiili bir kullanma biçiminin oluştuğunu ve şeftali ağacı dikilen bölümün eylemli olarak davacılar ile davalıya ait paylara özgülenen bölüm olduğunu göstermektedir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıdaki gerekçeler kapsamında paydaşlar arasında fiili kullanma biçiminin oluştuğu kabul edilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir…” ↩︎
  31. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/4581 Esas ve 2021/1562 Karar sayılı 06/10/2021 tarihli kararı ↩︎
  32. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2009/12347 Esas ve 2009/13853 Karar sayılı 15/09/2009 tarihli kararı : “…Davacının, taşınmazdan yararlanma dileğinin açıklanması niteliğinde bulunan ve daha evvel davacı tarafından davalı aleyhine 26.06.2003 tarihinde başlatılan Ekim 2002 – Haziran 2003 tarihleri için 1.125. YTL daire kullanım bedeli (ecrimisil) istemli 2003/2504 E. sayılı icra takip dosyası ile intifadan men koşulunun oluştuğu anlaşılmaktadır…” ↩︎
  33. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1271 Esas ve 2019/327 Karar sayılı 21/03/2019 tarihli kararı : “…Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları sonucunda kurulacak olan kabul hükmü inşai (kurucu) olmayıp izhari (açıklayıcı) nitelik taşır. Bu suretle oluşan kararlara konu işlemler yapıldıkları tarihten itibaren mutlak butlanla malul olduğundan yapılmamış sayılır ve iptal hükmü geriye etkili sonuç doğurur. Öte yandan muvazaalı işleme taraf olan kişinin iyi niyetli olduğundan söz etme olanağı da yoktur. Tarafı bulunduğu işlem yok hükmünde olduğundan bu şekilde oluşan tescil yolsuz tescil niteliğindedir…” ↩︎
  34. Türk Medeni Kanunu’nun 995’inci maddesi ↩︎
  35. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1255 Esas ve 2020/423 Karar sayılı 17/06/2020 tarihli kararı : “…Bu zararın en azı kira geliri karşılığı olan zarardır. Ancak, haksız işgalden doğan zarar her zaman kira geliri karşılığı olan zarar kadar olmayıp çok daha kapsamlı olabilir. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal veya hor kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda şeklinde tanımlanan olumsuz zarar ecrimisilin kapsamını belirler…” ↩︎
  36. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2018/6083 Esas ve 2018/14712 Karar sayılı 02/07/2018 tarihli kararı ↩︎
  37. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2010/19385 Esas ve 2011/269 Karar sayılı 18/01/2011 tarihli kararı ↩︎
  38. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2008/4398 Esas ve 2008/9486 Karar sayılı 27/05/2008 tarihli kararı : “…Ayrıca, ecrimisile konu yerdeki yapıların davalı ( kiracı ) tarafından yapıldığı da gözetilmeli, aylık ecrimisil miktarı ona göre takdir edilmelidir…” ↩︎
  39. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2012/23572 Esas ve 2013/1775 Karar sayılı 07/02/2013 tarihli kararı ↩︎
  40. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2018/10358 Esas 2021/844 Karar sayılı 03/02/2021 tarihli kararı ↩︎
  41. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2012/22780 Esas ve 2013/265 Karar sayılı 15/01/2013 tarihli kararı : “…Önceki dönem kesinleşen ecrimisil miktarı her yıl yeni dönem için ÜFE’nin
    tamamı oranında artırılmak suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere, istenilen ecrimisil bedeli
    saptanmalıdır…” ↩︎
  42. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/3862 Esas ve 2023/5339 Karar sayılı 06/11/2023 tarihli kararı ↩︎
  43. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı 1937/29 Esas ve 1938/10 Karar sayılı 25/05/1938 tarihli kararı ↩︎
  44. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/5540 Esas ve 2022/7696 Karar sayılı 13/12/2022 tarihli kararı ↩︎

Sorunuz mu var? Hemen iletişime geçin.